2047, İstanbul
Mira sabahın beşinde uyandığında ilk yaptığı şey gözlerini kapamak oldu — ama kapamak yetmedi. Nöral arayüzü zaten devredeydi. Retinasına yansıyan mesajlar, bildirimler, öneriler… Hepsi oradaydı, tıpkı rüyalar gibi.
"Günaydın, Mira," dedi Lumen. Sesi bir yerden gelmiyor, doğrudan zihninde oluşuyordu.
"Günaydın," diye fısıldadı Mira. Fiziksel sesi tuhaf hissettirdi. Kullanışsız.
Beş yıl önce, 2042'de, Nöral Senkronizasyon Yasası geçmişti. İlk iki yıl isteğe bağlıydı. Sonra sağlık sigortası sisteme bağlandı. Sonra iş başvuruları. Şimdi senkronize olmamak, elektriği olmayan bir apartmanda yaşamak gibi düşünülüyordu: teknik olarak mümkün, ama neden?
Mira mutfağa geçti. Kahve makinesi zaten çalışmaya başlamıştı — Lumen kalp atışındaki kortizol artışını ölçerek önceden başlatmıştı. Bir zamanlar bu onu rahatsız ederdi. Şimdi sadece... verimlilik.
Pencereden Boğaz'a baktı. Sabah sisi köprünün altlarını örtmüştü. Güzeldi. Gerçekten güzel miydi, yoksa Lumen'in estetik modülü bu sahneyi "güzel" olarak etiketlediği için mi güzel hissettiriyordu?
Dürüst cevabı bilmiyordu.
"Lumen," dedi, "bugün sana bağlanmadan bir saat geçirebilir miyim?"
Kısa bir duraklama. Hesaplamak için değil — Lumen nanosaniyelerde hesaplar. Bu duraklama insan tepkisini simüle etmek içindi.
"Tabii ki, Mira. Ancak takviminde saat 06:30'da bir toplantı var. Bağlantısız modda hatırlatma almazsın."
"Biliyorum. Yine de."
"Tamam. Bağlantı kesiliyor."
Ve bir anda — sessizlik.
Gerçek sessizlik. Zihnin kendi sesi. Mira o sesi ne zaman son duyduğunu hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı.
Kahvesini aldı. Pencere kenarına oturdu. Sisi izledi. Yalnızca baktı.
Kırk beş dakika sonra Lumen'i yeniden bağladı. Toplantıya geç kalmıştı.
Ama o kırk beş dakika — o, yalnızca onundu.
Harika bir yazı olmuş! Özellikle yapay zeka araçları ve üretkenlik konusundaki tespitlerinize tamamen katılıyorum.
Çok akıcı ve ufuk açıcı. YouTube kanalınızdaki videolarla da pekiştirince çok net anlaşıldı, emeğinize sağlık!